seo uzmani Full Apk genel blog kadina dair
7 sonuçtan 1 ile 7 arası

Konu: Seven Kadın...Sevginin Anlamı

  1. #1

    Standart Seven Kadın...Sevginin Anlamı

    Kırlangıç... Seven Kadın... Sevginin Anlamları...



    Büyük bir tutkuyla karşısındakinden çok şeyler isteyen insan, çelişik bir amaca yöneldiği için, aşkta da iç rahatlığı bulamayacaktır. Paramparça ve sıkıntılı ruhuyla, erkeğe - kölesi olacağı yerde - yük olacak rahatsız edici bir varlık haline gelecektir. Bu çok yaygın bir "facia" dır. Güçsüz kadın, daha akıllı ve az şey isteyen bir insansa, boyun eğecektir. Ne her şeydir, ne de gereklidir; yararlı olmak yeterlidir; bir başkası kolayca yerini alabilir. O yeri o an dolduran insan olmaya razıdır. Aynı karşılığı beklemeden köleliğini benimser; böylece alçakgönüllü bir mutluluk tadacaktır. Ama bu sınırlar içinde bile mutluluğu gölgesiz olmayacaktır.

    Bir de evli bir erkeği seven kadınlar vardır ki bu kadınlar, evli kadından daha çok acı çekerek bekler erkeğini. Beklemek zevk olabilir; kendisine koştuğunu bildiği bir erkeği beklemek, seven bir kadın için, göz kamaştırıcı bir vaattir. Ama, -varlığa çeviren güven dolu sevginin sarhoşluğu geçtikten sonra- orada olmayışın yarattığı boşluğa, kaygının sıkıntıları karışır. Çünkü; Erkek bir daha hiç gelmeyebilir !

    Kurulan toplum yapısı içinde güçsüz kadının en büyük korkularından birisi ve en kötüsü, kendisini sevmekten bıkabilir erkek; başka bir kadını sevebilir.

    Erkeğin sevgisi uçarıdır; "Çiçekten çiçeğe koşar" veya "her çiçekten bal almaya çalışır". Bazılarına göre erkekler -veya kadınlar- bir sevgiyi yaşadıkları an da bile bir başkasına ilgi duyabilirler ve hatta ona aşık olabilirler. Yani aynı an da iki aşkı birlikte yaşayabilirler.

    Kadın "beni gerçekten seviyor mu?" sorusunu pek seyrek sorar kendisine. Ama "sakın başka birini seviyor olmasın?" sorusunu yüzlerce defa tekrarlar. Kendisine bir takım rakipler çıkarır. Bu durum da birliktelikler için bir çok "facia" yı doğurur ve sevginin, aşkın tadına varılamadan yaşam karabasanlarla dolu bir mutsuzluk içinde yaşanır gider....

    -------------------------

    Sevginin Anlamları


    Aşkı anlatmak için kullanılan dil, tılsımlı bir suya benzer. Aşk, sürekli olarak sözü geçmesi ve terennüm edilmesi nedeni ile, yaşamımızda önemli bir yer kaplamaktadır.

    Antik yunanda aşk, annesi Aphrodite ile birlikte betimlenen Eros ile simgeleştirildi. Elinde yay ve oklar taşıyan kanatlı bir çocuktur, aşk.

    İlk aşk hikayeleri idealleştirmeye, romantikliğe ve gerçek olmayana dayanır. Antik çağda aşk, genellikle "şehevi" idi. Yunanlılar arasında, bir insanın, tanrıların kapris ve kötülükleri yüzünden çarptırıldığı bir "delilik"diye bilinirdi.

    Tarihsel zaman ilerledikçe, aşk da değişime uğramaya, toplumların aşka bakışı değişmeye başladı. Sevginin sembol ve görünüşleri peşinde insafsızca koşma, zamanımız kültüründe en gelişmiş durumunu kazanmıştır. Bu, görevinin ihmali pahasına nesnesinin arandığı bir sevgidir. Sevginin biçimlenmesi, sembolik çevremizin estetik ve ahlaki değerleri olan şeref, yüreklilik, bağlılık gibi kavramları da kapsar.

    Sorokin'e göre sevgi "toplumsal kuruluşları yücelten, kültür esinleyen, dünyayı sıcak, dost ve güzel bir evren yapan, insanların biçimini değiştiren dinamik bir güç"tür.

    İnsanların içlerinde var olan güçler ve dürtüler, cinsel birleşme için biyolojik yetenek ve cinsel olmayan sevgi ilişkileri için toplumsal yetenek çerçevesi içine yerleştirilebilir. Bu iki yetenek birleşir ve insanın sevgi yaşamının bütün boyutlarını kapsar.

    İçimizdeki dinamik bir güçten söz etmekteyiz. Bu güç, hem yapıcı hem yıkıcı davranışlar için, yani sevme ve nefret için ortak bir enerji kaynağıdır. Sevginin ne kadar kolaylıkla nefrete dönüştüğüne ve her ikisinin de bireyin içgüdüsel yaşamına ne kadar yakın olduğuna dikkat edelim.

    Biz sevmek üzere doğarız ama, bunu öğrenene kadar da sevemeyiz. Bu sevmeyi öğrenmek; meşru ve dinsel kurumlarımızda biçimlenmiş ahlak yaşamıyla ayrılmaz şekilde bağlıdır.

    Ayrıca aşkı, alıp satmak için kullanırız. Bunun bir örneği, pek çok ana babanın çocuklarından, bakmalarının karşılığı olarak, kendilerini sevmelerini beklemeleridir. Kuşkusuz, ana baba ısrar ederse, çocuk bir takım yapmacık sevgi hareketleri gösterisinde bulunacaktır. Fakat bir bedel olarak istenen sevginin sevgi olmadığı ergeç ortaya çıkacaktır.

    Emirle sevmeyi öğrendikleri için başarısızlığa uğrayan çocuklar yaşamlarının sonraki dönemlerinde sevginin biçimlenmesine yaslanacaklardır. Onlar için sevgi, eylemden çok sembol ve belirtilerde aranacaktır.

    Bir de sevgi gösterisinin, bağımlılık korkusu uyandırabileceğini belirtmeliyiz. Duygusal bağımlılık, başkalarının sevgisi olmadan yaşayamayanlar için gerçek bir tehlikedir. Bu tip insanlar ne olursa olsun olumlu bir duygusal karşılık veremez, bu onlarda büyük bir karşı koyma çabası uyandırır. Bu durum, açlıktan ölmek üzere olan, fakat kendisine verilen yiyeceği zehirlidir korkusuyla kabul etmeye cesaret edemeyen insanın durumuna benzer.

    ALINTIDIR

  2. #2

    Standart

    Kırlangıç

    Kırlangıç bir adama aşık olmuş.
    Penceresinin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, kuyruk tüylerini kabartmış, güzelliğine kani olduktan sonra...

    Tık... Tık... Tık...

    Adam cama bakmış.

    Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.
    Bir meşgulmüş, bir meşgul!
    Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!

    Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:

    "Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sakın sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen beni içeri al. Birlikte yaşayalım."

    Adam birden parlamış:

    "Yok daha neler? Durduk yerde sende nereden çıktın şimdi? Olmaz, alamam!" Demiş.

    Gerekçesi de pek sersemceymiş:

    "Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?"

    Kırlangıç mahcup olmuş.
    Başını önüne eğmiş.
    Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar cama gelmiş,
    gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş:

    "Adam, adam! Hadi artık aç şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam."

    Adam kararlı, ısrarlı:

    "Yok, yok ben seni içeri alamam, işim gücüm var git başımdan!"

    Adamın penceresine gelmiş:

    "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım..." Demiş.

    Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek de sinirlenmiş.

    "Ben yalnızlığımdan memnunum" demiş. Kuştan kendisini rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş.

    Kırlangıç son denemesinde de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.

    Aradan zaman geçmiş.
    Adam önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş:

    "Hay benim akılsız başım, ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklıfini kabul etmedim ki? Şimdi kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte."

    Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı da ihmal etmemiş:

    "Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim."

    Ve çok uzun bir süre sıcakların gelmesını beklemiş. Gözü yollarda. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş ama.... Onunki hiç görünmemiş!

    Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna.
    Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.

    Sonunda danışmak, bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş. Olanları anlatmış. Bilge gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:

    "Kırlangıçların ömrü altı aydır..."

    ****
    Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez eline geçer ve değerlendiremezseniz uçup gider.

    Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşına çıkar, değerini bilemezseniz kaçıp gider.

    Ve asla geri gelemezler.

    Dikkatli olun... Farkında olun...

    Ve bir düşünün bakalım; acaba siz bu güne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?


    Seven Kadın


    Simone de Beauvoir' a göre, "sevgi" kelimesi, kadın ve erkek için aynı anlama gelmez ve bu da onları ayıran başlıca anlaşmazlık konularından biridir. Byron'un pek güzel belirttiği gibi, "aşk erkeğin yalnız bir parçası, kadının ise bütün varlığıdır."

    Nietzche'ye göre, "şu, bir tek "aşk" sözcüğü, gerçekten de kadın için başka erkek için başka anlama gelmektedir. Kadının aşktan ne anladığı açıktır: bu, yalnız bağlılık değil; başka hiçbir şeyi düşünmeden, hiçbir şeyi saklamadan bir insanın bedeni ile ruhunu bütün olarak vermesidir. İşte kadının aşkının bu şartsızlığı onu bir inanç; beslediği tek inanç haline getirir. Erkeğe gelince, bir kadını seviyorsa, ondan istediği o sevgidir; ama kadından beklediği bu duyguyu kendisi için varsaymaktan uzaktır. Eğer aynı şartsız teslimi arzulayan erkekler de çıksa, bence bunlara erkek denemez."

    Erkekler hayatlarının belirli zamanlarında tutkulu birer aşık olmuş olabilirler. Ancak, en coşkun anlarında bile tam olarak teslim olmazlar; sevgililerin önünde diz çöktükleri zaman bile ona sahip olmak istemektedirler. Ve yaşamları boyunca hakim kalırlar. Sevilen kadın, bir çok değer arasında bir değerdir; erkekler bu değeri varlıklarına katmak isterler, yoksa varlıklarını onun için harcamayı değil...

    Kadın için sevmek, tam tersine, bir efendi uğruna herşeyinden vazgeçmektir.

    Cecile Sauvage şöyle der; "kadın, sevdiği zaman kendi kişiliğini unutmalıdır. Bu bir doğa yasasıdır. Kadının, efendisiz bir varlığı yoktur. Sahipsiz kadın dağınık bir demet çiçektir."

    Güçsüz ve kişiliğini bulamamış kadın, öznelliğinin içinde yatan "mutlak"ı hissetmekten acizdir; içinde yaşamaya mahkum bir varlık, kendini eylemlerde bulamaz. Çocukluğundan beri erkeğe alınyazısı ile bağlı, onu hiçbir zaman eşiti olamayacağı üstün bir varlık olarak görmeye alıştırılmış olan kadın, eğer insanlık hakkından vazgeçmemişse, kendi varlığını aşıp bu üstün varlıklardan birine ulaşmak, kendini bu hakim kişiyle kaynaştırmak ister.

    Çoğu kadınlar ruhu yakan bir "büyük aşk" düşü kurarlar. Ama ancak aşka benzer şeyler tanımışlar, ona az çok yaklaşabilmişlerdir. Aşk, onlara bölük pörçük, örselenmiş, kusurlu görünüşler altında gelmiş ve bu yüzden pek az kadın yaşamını aşka adamıştır.

    Romantik sevgilinin, kadının yaşamında sanıldığından daha az bir yeri vardır. Koca, çocuklar, yuva, eğlenceler, toplumsal görevler, boş gurur, cinsel ilişkiler ve meslek çok daha önemlidir.

    Günümüzde çoğu erkeğin aşk hakkındaki düşüncesini ve kadının sevgisini nasıl gördüklerini, Nietzche' nin şu sözlerinden anlamak mümkündür.

    Nietzche şöyle der; "Bütün kendi haklarından vazgeçiş anlamına gelen kadın tutkusu, aynı duygunun karşı cinste bulunmamasını gerektirir. Çünkü sevgi yüzünden ikisi de benliklerinden vazgeçseler, o zaman ortaya ne çıkardı pek bilemem. Belki de hiçliğin yarattığı dehşet... kadın sahip olunmak ister... bunun için de kendisini vermeyen, kendisini terketmeyen, tersine benliğini sevgiyle zenginleştirmek isteyen birinin gelip kendisini almasını diler... kadın kendisini verir; erkek, onu alarak kendi varlığını zenginleştirir.Kadın hiç olmazsa sevgilisine getirdiği bu zenginlikten dolayı sevinç duyacaktır; erkek için "her şey" değildir kuşkusuz; ona kendi kendisini "vazgeçilmez" olduğuna inandırmaya çalışacaktır. Gerekliliğin sınırı yoktur çünkü."

    Evlilik içinde sevginin tükenişini -Toplumun baskısı ile boşanmaktan korkan kadın- kavrayıp, artık sevilmediğine inanabilmekte zorluk çekecek; fakat bunu kendi kendine itiraf etmek zorunda kalmadıkça, hile yapmaya devam edecektir. Karşılıklı aşkta bile, aşığın duygularıyla kadınınkiler arasında, kadının kendi kendisinden gizlemeye çalıştığı bir temel ayrılık vardır. Kadın, kendi varlığını ancak onun yardımıyla doğrulamayı umduğuna göre, erkeğin kendi kendisini doğrulama gücüne sahip olması gerekmektedir. Erkek, kadın için gerekliyse, kadın özgürlüğünden kaçınıyor demektir. Kadının kabul ettiği bağımlılık, onun zayıflığından gelmektedir. Gücünden ötürü sevdiği erkekten aynı bağımlılığı nasıl bekleyebilir ki?

  3. #3

    Standart

    hazır televizyonda sülüman varken hızlı hızlı kopyala yapıştır panpa elini çabuk tut

  4. #4

    Standart

    yüzüme vurmayın ya morardı işte

  5. #5

    Standart

    Ask adina ne biliyosun ki
    I've found a reason for me to change who I used to be.

  6. #6

    Standart

    Hayır yok, silecek misin bunu da?

  7. #7

    Standart

    hayatınızdaki kadının karekteri ve sonuçları.

    sevginin ifadesi sevgi dilleri vs.

    kırlangıç adında hoş bir hikaye ki bunu daha öncede duymuştum.anlatılmak istenende aşk ummadığın bir anda karşına dikilir, es geçme farkında ol diyor.

    seven kadın die başlık var onada bir göz attım şöle pek sarmadı beni.

    buda çok mu özet oldu ne???

    paylaşım için teşekkürler .

Benzer Konular

  1. Atağın anlamı
    By iksir1982 in forum Bipolar Bozukluk
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 26-04-2011, 03:11 PM
  2. Sevginin gücü
    By tthunderboltt in forum Paylaşım Köşesi
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 21-08-2010, 02:32 AM
  3. kıskançlık sevginin göstergesimidir?
    By AYSECULLL in forum Üyeler Konuşuyor \ soru soruyor
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 23-05-2010, 01:16 AM
  4. Sevginin İrdelenmesi
    By spectacular in forum Her Telden !
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17-08-2009, 08:14 PM
  5. sevginin size göre tanımı
    By iskan_kj in forum Üyeler Konuşuyor \ soru soruyor
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 01-07-2006, 07:25 PM

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •