• ALGI

    Duyusal uyarımların anlamlı deneyimlere çevrilme süreci. Bu deneyim, yani algı, uyarım ile sürecin ortak ürünüdür. Algılama sürecinin özellikleri, ışık, ses gibi değişik uyaranlar ile bu uyaranlardan doğan deneyimler yada algılar arasındaki ilişkilerden çıkartılabilir ve bu çıkarsamalar üstüne algılama kuramları geliştirilebilir.

    Ancak, algılama sürecini doğrudan gözlemleme olanağı olmadığından bu kuramların geçerliliği de yanlızca dolaylı olarak irdelenebilir.
    Bilginin kaynağı ve geçerliliği konusundaki sorular nedeniyle algılama öteden beri felsefenin konusu olmuştur. Bilgi felsefesi kuramcıları, insan deneyiminden bağımsız, gerçek bir dünyanın varlığını, böyle bir dünya varsa insanın onun özelliklerini nasıl öğrenebildiğini ve bu deneyimin gerçekliğini ya da doğruluğunun nasıl saptanabileceğini araştırırlar.
    Algılamanın bilimsel temellerinin araştırılması ise büyük ölçüde psikolojinin konusu olmuştur. Araştırmacılar dış dünyanın, fiziğin özellikle eloktromagnetik enerji, optik ve mekanik dallarının tanımladığı anlamda veri olarak kabul eder. Bu durumda asıl sorun, örneğin ışık gibi fiziksel bioenerji ile bu uyarımı algılayan organizma arasındaki karşılıklı etkileşim sürecinin araştırılmasıdır.
    Duyum ve algı arasındaki ayrımın deneysel olarak gösterilmesi klasik bir sorun olagelmiştir. Bunun en önemli nedeni, bu iki kavramın tanımları üzerinde kesin bir anlaşmaya varılamamış olmasıdır. Filozofları ve psikologların çoğu bu iki kavram arasındaki ayrımı temelde kabul eder. Genel olarak duyumlar duyular yoluyla edinilen basit deneyimler, algılarsa basit öğelerden çağrışım yoluyla oluşturulan karmaşık yapılardır. Yaygın olarak benimsenen bir başka ayrım da duyumların tersine, algının öğrenmenin etkisine açık olmasıdır. Nitekim, geçici duyarlılık değişiklikleri ve yorgunluk dikkate alınmadığı sürece , beli bir uyarım her yinelenişinde aynı duyumlara yol açarken, algılar, aradaki sürede öğrenilenlere bağlı olarak bir durumdan öbürüne değişebilir. Ayrıca bazı psikologlar algıları dış nedenlere bağlı olarak tanımlarken, duyumları daha öznel, kişisel ve içsel deneyimler olarak kabul ederler. Duyum ve algı ayrımının anatomik-fizyolojik ölçütleri de vardır. Buna göre duyum, duyu organlarının hemen yakınında olup biten sinir sistemi olaylarıyla özdeşleşirken, algı sinir sisteminin daha üst bölümlerinde, beyin düzeyinde gerçekleşir. Deneysel kanıtlar, algının zaman içindeki gelişiminin ölçülebildiğini, hatta algının zamanla değişebildiğini ya da birden çok algının oluşabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca algıların duyusal uyarım anında kendiliğinden ve tümüyle oluşmuş biçimde ortaya çıkmadığını, zaman içinde gelişerek örgütlü bir yapıya dönüştüğünü gösteren veriler de vardır. Kimi kuramcılar algılardaki örgütlemenin öğrenme sonucu oluştuğunu, kimileri ise (özellikle Gestalt’çılar) fizyolojik olarak doğuştan var olduğunu savunurlar. Katarakt nedeniyle doğuştan kör olan v ameliyatla görme yeteneği kazana kişiler üzerindeki araştırmalar bu tartışmalara bir ölçüde açıklık kazandırmıştır. Yeni görmeye başlayan kişi ışık yoğunluğundaki değişikliklere ve renklere duyarlı olmasına karşılık gördüğü basit şekilleri birbirinden ayırmakta ve kısa süre önce gösterilen bir şekli hatırlamakta güçlük çeker. Aynı eksiklik insan yüzlerini ayırt ederek tanıma konusunda da geçerlidir. Bu basit yeteneklerin edinilmesi aylar süren denemeleri gerektirir. Dolayısıyla, algılama sistemi yinelenen uyarımlarla gelişerek biçimleri tanıma ve birbirinden ayırma gibi karmaşık işlevleri yerine getirebilecek düzeye ulaşır. Doğuştan kör olan yetişkinlerin yalnızca görsel deneyimleri eksiktir. Oysa yeni doğmuş bebekte temel görme işlevlerinin çoğu az gelişmiştir. Bu nedenle, laboratuvar hayvanları ve bebekler üzerinde yapılan deneylere dayanarak görsel deneyimin algı örüntülerini oluşturmak için değil, sürdürmek için gerekli olduğu öne sürülebilir. Gene bu deneylerden örüntü ve derinlik algısının doğuştan var olduğu sonucu çıkartılabilir.
    Öte yandan, sabitleştirilmiş ağ tabaka görüntüleri üzerine yapılan araştırmalar, algıları oluşturan yapısal öğeler bulunduğuna ilişkin kanıtlar getirmiştir. Görüntü kaynağını gözle birlikte hareket ettirebilen böylece ağ tabakada ki görüntüyü sabitleştiren bir aygıtla yapılan deneyler, harekesizleştirilen görüntülerin kaybolduğunu ve algıyı sürdürebilmek için ağ tabakada ki görüntüde belli bir hareket olması gerektiğini ortaya koymuştur. Optik manivela denen bu düzenek yalnızca düz ve dikey çizgiler gibi basit hedeflerin kullanılmasına olanak verirse de, başka bir aygıtla daha karmaşık görüntüler de sabitleştirilebilmektedir. Karmaşık görüntülerin yarattığı algı daha geç bozulmakta ve bütünüyle kaybolmamaktadır.
    Max Wertheimer, Kurt Koffka ve Wolfgang Köhler gibi Gestalt kuramcıları algı örgütlenmesini öğrenilen ilişkilerin sonucu olarak görmeye yanaşmıyorlardı. Basit duyumların örgütlenmiş algılar oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, algının deneyimin temeli olduğu, insan deneyiminin öğelerin bir araya gelmesinden çok, örgütlenmiş bütünlerden ( Gestalt) oluştuğunu öne sürüyorlardı. Zihin bir şekildeki küçük boşlukları mantıksal bir bütün oluşturacak bir biçimde doldurur. Böylece görüntü kendisini oluşturan öğelere egemen olur ve bu öğelerde bulunmayan bir takım özellikleri yüklenir. Kişi tek tek noktaları değil noktalardan oluşan çizgiyi algılar bu görüşün en açık anlatımını Gestalt kuramını açıklamak için sıkça baş vurulan şu cümle verir: “Bütün, parçalarının toplamından öte bir şeydir.”
    Örüntüler öğelerde var olmayan özellikler taşıdığı gibi Pragnanz ilkesi uyarınca, algılanan örüntünün “iyi” olmasını da var olan koşullar belirler. “iyi” biçimleştirmenin özellikleri arasında basitlik, dengelilik, düzgünlük, simetri, süreklilik ve birlik gibi niteliklerin sayılabilmesine karşılık, bir biçimleştirmenin hangi öğelerde iyi yada kötü olduğu kesin olarak belirlenememiştir.
    Bütünlenme ilkesi de çoğunlukla pragnanz ilkesi doğrultusunda işler. Örneğin kesik çizgilerle oluşturulmuş dairesel şekil eksiksiz yada kapalı bir çember olarak görülür. Aynı biçimde, bir bölümü ağ tabakada ki kör notaya denk gelse bile görüntü çoğunlukla eksiksiz algılanır. Süreklilikte pragnanz ilkesinin uzantısıdır ve kesik, düzensi, geçişsiz çizgilerden çok, yumuşak ve sürekliliği olan çizgileri algılama eğilimini tanımlar. Bütünlenme ve süreklilik karmaşık bir uyaranın doğuracağı algıları belirleyen iki etken olarak görülür.
    Gestalt kuramını göre, bir şeklin arka planının da algı üzerinde önemli etkisi vardır. Algıdaki arka plan etkisine en basit örnek, aydınlık – karanlık karşılığıdır. Uyaranın parlak görünmesi yalnızca kendisine değildir. Çevresinde ki uyarıma da bağlıdır. Aynı gri kare, koyu fon üzerinde daha beyaz, açık fon üzerinde daha siyah görülür.
    Algının en çarpıcı özelliklerinden biride, uyaranın özelliklerinin sürekli değişmesine karşın, nesnelerin değişmez görünüme eğiliminde olmasıdır. Uzaklaşan bir otomobilin ağ tabakada ki görüntüsü boyut olarak küçülse de, algı deneyimi olan normal kişi, nesnenin boyutlarını değişmez olarak algılar. Gözlemciye algıladığı nesneye önceden varlığını bildiği bir nesne ile özdeşleştirme olanağı veren uygun bağlamsal ip uçlarının var olması koşuluyla algı değişmezliğini korur.
    Algılama kuramları genelde, ayrım yapmaksızın tüm canlılara yada en azından tüm insanlara uygulanacak biçimde geliştirilmiştir. Ancak algısal işleyişin kültürden kültüre, bireyden bireye, hatta aynı bireyden belirgin farklılıklar gösterdiği de gerçektir. İnsanlar yaşadıkları algı deneyimlerine bir düzen ve anlam yükleme eğilimindedirler ; Bu eğilimde kültür, beklentiler, gereksinimler, bilinç dışı eğilimler, değer yargıları ve çatışmalarla belirlenir.
    Algısal öğrenme
    Geçmiş deneyimlerin duyusal algılar üzerindeki etkisi. Bir canlının öğrenmeye yatkınlığı yaşamını sürdürebilmesi için birinci derecede önem taşır ve bu yatkınlık büyük ölçüde canlının algısal becerilerine bağlıdır. Algısal beceriler is uyaranlara daha etkili yanıt vermekle yakından ilgilidir
    Algısal öğrenme geçmişte canlı tartışmalara onu olmuştur. İlk Gestalt psikologları öğrenmenin algılamayı değişikliğe uğrattığını yadsımışlarsa da, bu olgu günümüzde hemen hemen evrensel kabul görmektedir. Bu değişikliğin kapsamı ve oluşma biçimi konusundaki araştırmalar ise sürmektedir. Konya ilişkin iki temel kuramdan biri keşfetme diğeri zenginleştirme kuramıdır. Keşfetme kuramı kişinin daha önce gözden kaçırdığı uyaranlara ancak öğrenme yoluyla fark edebilir duruma geldiğini öne sürer. Zenginleştirme kuramı ise bir öğrenme deneyiminin ışığında kişinin farkına varma ve yanıtlama yeteneğinin arttığı görüşüne dayanır. Zenginleştirme savı, öğrenmenin kişinin sıradan uzamlar ilişkileri yorumlama biçimini belirlediğini de savunur. sözgelimi kişi, belirli açılardan bakıldığında elips olarak görülse bile bir tabağın her zaman daire biçiminde olduğunu varsaymayı öğrenir . bu kuramcılara göre belirsizliklerin giderilip tam algılamaya varılabilmesi için bu tür varsayımlar gereklidir.
    Laboratuarlarda algısal yeteneklere ilişkin araştırmaların sonuçları gözlenerek algısal öğrenmeyi sınama ve ölçme olanağı bulunmuştur. Bu araştırmalar sırasında demeklerin işitme, koklama ve görme duyularının ölçme için çeşitli testler uygulanır. Deneklerin araştırmalar sonucunda başlangıçtaki puanlarını artırmaları, algısal yeteneklerin değişmez olmadığını ve öğrenmeyle değişebileceğini gösterir.
    Araştırmacılar yeni doğmuş hayvanlar ve prizmayla çarpıtılmış görüntüleri algılamaya uyum sağlamış laboratuar denekleri üzerinde yaptıkları deneyde çevreyle etkin bir etkileşimin algısal öğrenmeyi büyük ölçüde artırdığını da saptamışlardır. (ANA BRİTANİCA CİLT 1 SAYFA 376-377)
    Biz dış dünyayı algılamakla tanırız. Başka bir deyişle dışımızdaki gerçekliğin bilgisini bize algılar verir. Mesela sınıftaki öğrencileri görürüm;içtiğim çayın tadının alırım;dersin sona erdiğini bildiren zilin sesini duyarım. Bunların her biri bana bir nesne ile veya bir olayla ilgili bilgileri verir.
    Bize bu bilgileri duyumda verebileceği akla gelebilir. Ancak duyum bir duyum organının uyarılmasıyla meydana gelen basit bir olaydır. Duyu organının çevresinden gelen etkiye yaptığı bir tepkidir. Başka bir deyişle duyum henüz bir bilgi haline gelmemiş olan olaydır. Mesela, dilin tatalması bir duyumdur. Bunun çay tadı olduğunu anlamamız algıdır. Kulağın bir ses işitmesi bir duyumdur. Bunun dersin sona erdiğini bildiren zilin sesi olduğunu anlamamız algıdır. Görülüyoki algı duyulabilir bir niteliğin ortaya çıkmasından ibaret basit bir şey değildir. Algı, eşyanın mekanda belli bir yere yerleştirilmesi, bir bütün olarak meydana çıkarılmasıdır. Mesela benden 4 metre uzakta duvarda aasılı olan levhanın bir biyoloji levhası olduğunu belirtmem veya bir metre uzağımdaki tahtanın yazı tahtası olduğunu söylemem onları algılamam demektir. Görülüyor ki, algılama, insanın çevresindeki nesneleri, nitelikleri, ilişkileri duyu organları yoluyla tanıması, anlaması, anlamlandırmasıdır. Bundan dolayı küçük bir bebek için alglama söz konusu olamaz. Bebek için sadece duyumlar vardır.
    Eskiden algıyı şu şekilde tanımlarlardı: Algı, belli bir nesneden alınan ayrı ayrı duyumların organize edilmesi, hayal ve hatırlamalarla tamamlanıp yorumlanmasıdır
    Bu görüşe göre algı, ayrı ayrı duyumların bir toplamı idi. Ayrıca ses , renk, çizgi şeklinde alınan duyumları da mesela şarkı, ağaç ve tarla şeklinde yorumlamak gerekirdi.
    Günümüzde bu görüş önemini kaybetmiştir.şimdi Geştalt ekolünün görüşü geçerlidir. Bu ekolün başlıca temsilcileri Max Wertheimer, Kurt Koffka ve Wolfgang Köhler’dir. Bunlar algı ile duyum arasında bir ayrım yapmayı kabul etmezler. Onlara göre algı duyumların bir toplamı değildir; her algı bir bütünün doğrudan doğruya kavranmasıdır. Başka bir deyişle biz, evvelce ayrı ayrı oluşmuş olan duyumları birleştirerek bir bütünü ede etmiyoruz. Bunun tamamiyle tersine biz nesneleri bir bütün, birbirleriyle birleşmiş bir şekil olarak algılıyoruz. Nitekim bir kimseyi onun göz, kaş ve saçlarından aldığımız duyumlarla, burun, kulak ve alın yapısından aldığımız duyumları birleştirerek tanımayız. Çünkü gözlerinin yeşil veya burnunun kalkık olduğunun farkına varmadan da o kimseyi tanırız.
    Öyleyse bir nesneyi tanımak, onu bünyeleşmiş bir bütün olarak kavramak demektir. Buna göre algıyı şu şekilde tanımlayabiliriz: Algı, nesnelerin bünyeleşmiş bütünler şeklinde kavranmasıdır.(Psikoloji Lise 2,Selman Erdem, Fil Yayınevi, Baskı:Flaş Ofset 1986,İstanbul:12. Baskı)


    Algı, nesne ve olaylara karşı organizmanın yaptığı, anlamlı, sistemli ve toptan bir tepkidir. Algılar, duyumların sonucu olarak ortaya çıkarlar : Algılar, ferdin eski yaşantılarına yada bilgilerine göre şekil alırlar. Bu sebeple, algı, bir kişilik tepkisidir. En önemli belirtisi de duyumların, belli bir nesne ve şekli ait olduğuna dair bir bilinç halinin kişide ortaya çıkmasıdır. Bunu için, kişide, bir şeyin algısı oluştuğu zaman, o şeyi tanıyor, biliyor demektir. Duyu organları yoluyla alınan duyumların neye ait olduğu fert tarafından bilindiği yada tanındığı anda, duyumların bir yorumlanması söz konusudur. Bu sırada alınan duyumlar bir örgütlenmeye ve sonuç olarak ta bir olguya dönüşür. Kulağımıza gelen bir sesin Ali’nin sesi olduğunu bildiğimiz zaman Ali’nin sesinin algısına sahibiz demektir. Bu durumda işitme duyumu yerine “işitme algısı” ndan söz edilir.
    Algılar, kişinin hayata uyumu için son derece önemlidir. Bir kişi, bir nesne yada olaya ait ne kadar çok duyuma sahip olursa, o nesne yada olayı o kadar kolay ve sağlam algılar. Mesela, limonun şeklinin görme organı olan gözle görülmesi, yumuşaklığının elle anlaşılması, tadının tatma organı olan dille belirlenmesi, kokusunun koklama organı olan burun ile anlaşılması hep birer duyumdur. Bu duyumlar zihinde birleşerek örgütlenme sonucu kişide “limon” algısı meydana getirirler, artık “ limon” dendiği zaman, biz, onun çeşitli duyu organı aracılığıyla aldığımız çeşitli özelliklerini hatırlayabiliriz. Gözümüzle uzaktan da görsek onu tanıyabiliriz. İşte böyle durumlarda “tam algı” dan söz edilebilir.

    Algı ve Kavramlar : Bir cinse ait olan çok çeşitli algıların ortak yönlerinin soyutlama ve genelleme yollarıyla bir araya getirilmesiyle de “kavram” oluşur. Değişik tipteki limonların değişik algıları vardır. Bunların öğe ve özelliklerinin soyutlanması ve genellenmesi sonucunda zihinde bir “limon” fikrine ulaşılır ki, işte bu “limon” kavramıdır. Biz, kavramlar vasıtasıyla düşünürüz. Kelimeler, kavramanın birer sembolüdür. Dilde, özel isimler dışında, konuşulan hemen her kelimenin bir kavaramı vardır. Bir kavramı, kelimelerle ifade etmeye çalıştığımız zamanda da “tanım” yapmış oluruz.
    Algının Özellikleri : Algıyı, ferdin çevresine yaptığı anlamlı, sistemli ve toptan bir tepki olarak tanımlamıştık. Bunun bu şekilde olması, rasgele değil, belirli ilkeler çerçevesinde olmaktadır. bunlara “algının özellikleri” denir. Algının özelliklerini 4 grupta inceleyebiliriz.

    1. Seçicilik : Fert, kendisine gelen uyarıcıların hepsini seçmeye muktedir değildir. Algılamanın olabilmesi için kendisine gelen uyarıcılardan bir kısmını seçer, bir kısmını seçmez. Seçilecek algıları etkileyen başlıca iki faktör vardır : 1 ferdin ilgi ve dikkati 2 uyarıcının özelliği
    Birincisine göre fert ilgi duyduğu yahut kendisi için önemli olan nesne ve olaylara yönelir. Bunları seçer. İlgi duymadıklarına yahut kendisi için önemli olmayanlara da duyarsız kalır. Bu gibilerin algıları, onda belirli belirsiz bir biçimde oluşur. Herkesin, yeni bir ortama girdiği zaman, mesleği ile ilgili araç ve gereçlere olaylara dikkat etmesi bundandır. Bir büyük mağazaya giren ayakkabıcı ayakkabılara, bir oyuncakçı da oyuncaklara dikkat eder. Böylece dikkat en önemli bir seçicidir.
    Ayrıca ferdin ihtiyaçları beklentileri ve öğrenme durumu da algılamayı etkiler. Kişi aç iken, yiyecek maddelerine ; susuz iken içecek maddelerine karşı daha duyarlıdır. Bunlarla ilgili bir söz yada hareketi diğerlerine kıyasla, daha çabuk algılarlar. Daha önce belli bir alanda bir eğitim görmüş olan bir kimse, yeni öğrendiği herşeyi eskileri ile karşılaştırır. Yeni bilgiler eskilerinin etkisi altında öğrenir.

    2. Değişmezlik : Zihnimiz bir nesne yada şekli değişik durumlarda da olsa hep aynı biçimde algılar. Biyoloji derslerinde öğrendiğimiz üzere, bir cisimden yansıyan ışık ışınları göz bebeğinden geçtikten sonra, onun imgesi, ters olarak, gözün ağ tabakasına düşer. Buna rağmen biz cismi dışarıda ki gibi doğru olarak algılarız. Yine, bunun gibi, uzaklarda ki bir cismin imgesi gözümüzün ağ tabakasına çok küçük olarak geldiği halde biz onu aşağı yukarı aynı boyutlarında algılarız. Yakın mesafelerde ise o cismin enini boyunu yaklaşık olarak tahmin bile edebiliriz. Yine bir cisim fotoğrafta olduğu gibi değişik görünüşlerde iki boyutlu olarak gözümüze ulaştığı halde, biz onu üç boyutlu görürüz. Bütün bunlar, görülen bir cismin, zihin tarafından yeniden örgütlendiğinin ve yeniden yorumlandığının bir belirtisidir. Böyle bir özelliği olmasa, her şey her durumda bize hep yeni gibi gelir ve bu durumda da çevremize uyumumuz zorlaşır.

    3. örgütlenme ve Gruplanma: Bir nesne yada şekil algılanırken, anlamlı hale getirme sonucu, zihin ayrıntılar üzerinde durmaz. Kişini tepkisi bütüne aittir ve toptandır. Bir metin okunurken tek tek kelime ve harfler üzerinde durulmaz. Önemli olan o metnin anlamıdır. Bunu yaparken zihin belirli ip uçlarından yararlanır. Yine melodi dinlerken o melodiyi teşkil eden notalar hiç dikkate alınmaz. Melodi toptan algılanır. Bunu yaparken zihin, gördüğü, işittiği vb şeylerden bir takım anlamlı bütünler oluşturur. Bunlar şekil – zemin algısı, gruplama ve tamamlama gibi durumlardır. Şekil – zemin algısında nesne kimi zaman şekil, kimi zamanda zemin esas alınarak algılanır. Bu durum zihni bir örgütlenmenin sonucudur.

    4. Derinlik: Gözün ağ tabakası, fiziki olarak gördüğümüz nesneleri sağ, sol, yukarı-aşağı gibi iki boyut üzerine görme kabiliyetine sahiptir. Fakat, buna rağmen biz üç boyutlu olarak algılarız. Bunu sebebi zihnimizin görme ile ilgili bir takım ip uçlarından yararlanmasıdır. Bunların başlıcalar ı gölgelerin varlığı, görülen nesne ile göz arasında başka nesnelerin varlığı, ışık etkisiyle nesnelerin açık ve sisli olarak görülmeleri, değişik yüksekliklerin olması ve nihayet, iki gözün birlikte çalışmasının verdiği sonuçtur.

    Işığın geliş yönüne bağlı olarak, gölgeler birer derinlik algısı yaratırlar. Havanın açık ve sisli olmasına göre, nesneler, yakın ve uzak görünürler : Puslu havalarda cisimler, uzak ; açık havalarda da yakın görünürler. Bir fotoğrafta, ön sıradan sonra, ikinci sırada başka resimler olursa , üçüncü sıradakiler daha uzak görünürler. Yüksek olan nesneler kendilerinden alçak olanlara göre daha uzakta imiş gibi görünürler. Doğrusal perspektifte büyüklükleri bilinen nesneler uzakta iken birbirlerine daha yakın gibi görünürler : Demir yolu üzerinde bulunan raylar, uzakta birbirine kavuşuyor gibi görünürler. İki gözün birlikte çalıştığı durumlarda da gözler, nesnelere iki göz arası kadar farklı açılara da bakarlar. Açılarda ki bu farklılık ağ tabakada uymazlık olayını yaratır. Bu olayın derinlik algısını oluşmasının da bir rolü olduğu tespit edilmiştir.

    ALGI YANILMALARI

    Algının yukarıda ki özellikleri, zaman zaman, algı yanılmaları adı verilen olaylara da sebep olmaktadır. Ayrıca algı alışkanlıkların inançların ve hissi eğilimlerimizin etkilerine karşı çok duyarlıdır. Bu sebeple tek yönlü olan tam algı niteliği taşımayan algılarımızda yanılmalar olmaktadır. nesne ve şekilleri teker teker değil, bir bütün olarak algılamamızın sonucudur. Bu sonuç bazı durumlarda yanılmalara sebep olmaktadır. çünkü, ayrıntı, bütünün içinde kaybolmaktadır.
    Diğer duyu organlarımızla ilgili yanılmalarda da aynı durum söz konusudur. Bunlarla ilgili olarak ta şu örnekleri verebiliriz.
     Bitişik odada, bir kimse bulunduğu duygusuna kapılırsak, oradan gelen sesleri insan sesi olarak algılarız
     Siste yada alaca karanlıkta meydana gelen olayları o sırada bize hakim olan peşin hükümlerin etkisi altında değerlendiririz.
     Heyecanlı bulunduğumuz bir sırada gördüğümüz ve işittiğimiz şeyler, normal haldeki bulunduğumuz zamankinden daha farklı algılanır.
     Hurafelere inanan bir kimse, gece yolda giderken gördüğü beyaz elbiseli birisini hayalet olarak algılar.
     Rüyalarda algının esnekliğini arttırır. Rüya sırasında iç organlarımızda meydan gelen bir rahatsızlık, insana bir hayvanla dövüşme rüyası gördürür. Ayrıca bilinç altı faktörlerde rüyalarımızı etkiler.

    Yukarıda sayılan yanılma çeşitlerinde eski alışkanlıkların inançların ve duygu niteliğinde olan eğilimlerin rolü açık olarak görülmektedir. Buradan şu sonuca varabiliriz. Duyumlarımız hiçbir zaman tek başına kalmazlar. Algı haline gelirken kendisi ile ilgili olan büyük bir sistemin içine girerler ve sonunda da bu sisteme göre değerlendirilerek anlamlı bir hale gelirler. Mesela illüzyonistler yarattıkları maddi ve manevi ortamın etkisiyle ayrıntıların algılanmasını bozarlar ve durumun yarattığı mantık ve alışkanlıklar çerçevesinde, belirli bir şekli bize telkin etmeye çalışırlar.

    ALGIDA BELLEĞİN ROLÜ

    Bir şeyi öğrenmemiz algılama ile mümkün olduğu gibi, eski öğrenmelerimizde algılarımızın oluşmasını etkiler. Uzayı algılarken, uzaydaki bir nesneyi, baş aşağı olarak değil de doğru olarak algılamamız bundandır.bu bizim ilk öğrenmelerimizin bir sonucudur algının yukarıdaki özellikleri doğuştun mıdır, yoksa sonradan mı kazanılmıştır? Bu soru psikologları uzun süre meşgul etmiştir. Son araştırmalar, bunların bir kısmının doğuştan, bir kısmının da sonradan kazanıldığını göstermiştir.
    Belleğimizin de nesnelerin algılanmasındaki rolü büyüktür. Denilebilir ki, biz, şimdiki zamanda olanları, geçmiş zamanın önemli deneyimlerinden yararlanarak algılarız. İnsan, görmekte olduğu şey ile ne görmesi gerektiğini düşünür. Böylece kendisine karşılaştırma yapabileceği bir başka şey arar. Bu da çok kez imgeledikleri ya da daha çok olmak üzere geçmişteki deneyimleridir. Bunun için, öğretimde öğretilen her şey daha önce öğretilen eski şeylere bağlanmaya çalışılır.

    (Endüstri Psikolojisi, Cavit Binbaşıoğlu, Etkin Binbaşıoğlu, Ankara:1992 ,Dizgi-Baskı: Kadıoğlu Matbaası, Ankara ,Sayfa :34-35-36-37-38-39)

    Algı Nedir?

    Algı, bir duyu organımızda tepki uyandıran enerjidir. Bu enerji kimyasal veya fiziksel olabilir. Değişik uyaranlar değişik duyularımızı hedef alır. İnsan organizmasının duyu organlarının her birinin kendisine göre alt ve üst sınıra sahiptir. Duyu organları enerji değişimini fark edebilen özelleşmiş organlarımızdır. Kabaca duyu organlarımız beşe ayrılmaktadır.

    Görme duyusu
    İşitme duyusu
    Deri duyusu
    Kimyasal duyular
    Durum duyuları
    Algılama ve algı
    Duyum (sensation) organizmanın ham (işlenmemiş) uyaran ile ilk karşılaşmasıdır. Burada var olan reseptörler (alıcı hücreler) enerjiyi sinirsel enerjiye çevirirler.
    Örneğin ses timpan zarında duyum oluşturur. Bu titreşim enerjisi iç kulakta sinir hücresine ulaşarak sinir hücresinde bir takım faaliyetleri başlatır. Beynin ilgili bölgesine ulaştırılarak anlamlandırılır ve gerekirse organizma tepki verir. Bütün bu işlemleme sürecine algılama adı verilir. Yani alıcı hücrelerin enerji değişimini yakalayarak bu enerji değişimini sinirsel bir sinyale çevirmesi ve beyinde bunun işlemlenmesi süreci algılamadır. Bu fabrikasyonun (işlemlemenin) sonucunda ortaya çıkan ürüne de algı adı verilir.
    Algısal Örgütlenmenin Kuralları
    Algısal örgütlenmemizin bazı kuralları vardır:
    Şekil-zemin ilişkisi: Şekil arka yüzeyi oluşturan zeminle anlam kazanır.
    Tamamlama: Nesnenin tümü görülmese de tümü görünüyormuş gibi algılanır.
    Devamlılık: Aynı yönde görünen birimler birbirleriyle ilişkili görülür.
    Yakınlık: Birbirine yakın nesneler gruplanarak algılanır.
    Benzerlik: Benzer birimler algısal bütünlük kazanır.
    Ekonomik olma: Dünyayı en basit, karmaşıklıktan uzak şekilde algılamaya eğilimliyizdir.
    Duyu organlarımızdan gelen uyarılar algımızda süreklilik olması için aralıksız biçimde kontrol edilir ve düzeltilir. Bu görev iç dünyamızın isteklerinden ve dış dünyanın gerçeklerinden haberdar olan zihin bölmemiz, yani ego, tarafından yönetilir.
    Algı Bozuklukları
    Yanılsama (illusion): Uyaranların yanlış algılanması ve yorumlanmasıdır. Gece aniden uyandığımızda karanlıktan dolayı odada birisinin olduğunu sanmamız veya duvardaki izleri böcek sanmamız. Burada önemli olan nokta bir uyaranın olduğu ve bunun yanlış yorumlanamsı olduğunu unutmamaktır.
    Varsanı (hallüsinasyon): Bir uyaran olmadığı halde algılama olmasıdır. Sıklıkla işitme ve görme varsanılarına rastlanır. Varsanı olması kişide ciddi ve hemen müdahale edilmesi gereken bir durum olarak düşünülmelidir.
    Deralizasyon: Çevrenin değişmiş biçimde algılanmasıdır.
    Depersonalizasyon: Bireyin kendisini, bedeninin tümünü veya bir parçasını değişmiş gibi algılamasıdır. Genellikle ağır ruhsal rahatsızlıklara eşlik eder ve kişiye büyük bir sıkıntı yaşatır. Müdahale ve kontrol edilmesi gereken bir durumdur. http:/www.google.com

    KAYNAKLAR
    1. ANA BRİTANİCA CİLT 1 SAYFA 376-377
    2. PSİKOLOJİ LİSE 2,SELMAN ERDEM, FİL YAYINEVİ, BASKI:FLAŞ OFSET 1986,İSTANBUL:12. BASKI
    3. ENDÜSTRİ PSİKOLOJİSİ, CAVİT BİNBAŞIOĞLU, ETKİN BİNBAŞIOĞLU, ANKARA:1992 ,DİZGİ-BASKI: KADIOĞLU MATBAASI, ANKARA ,SAYFA :34-35-36-37-38-39
  • Psikoloji Portalını Destekleyenler

  • Psikoloji PORTALI Son Forum Yazıları

    RecepSolar

    Geçmiyor Geçmeyecek

    Hale sen hepimizden normalsin bir sorunun yok , sen sadece kendini sorunlu zannediyorsun. Beyin tömür fiziksel sorunlar , iş konularında duraksama , eş

    RecepSolar 21 Dakika önce Son mesaja git
    efeyavuz

    Chat odasi

    Herkese merhaba,

    İsmim Yavuz ve forumda yeniyim.Forumda chat odasının olmaması büyük eksiklik.Zaten yalnızlıktan şikayetçi olan insanlarız

    efeyavuz 22 Dakika önce Son mesaja git
    poyraz_

    Ey sevdiğim bir gün bana yar demedin ..!!!

    off ulan offf seviyorum hemde çok seviyorum dün gece onu yine rüyamda gördüm çok kötü oldum çok etikilendim .. sevdiğim bir kız var gitti başkasıyla

    poyraz_ 1 saat önce Son mesaja git
    cins

    çok pısırığım.

    senden daha sefil durumda olanlar, paraları olmayan insanlar var.

    cins 1 saat önce Son mesaja git
    efeyavuz

    çok pısırığım.

    Savaşma azmini para kazanmak için kullanmayı denemeni önerebilirim.Mesleğin yoksa eğer istanbul'da yaşıyorsan ücretsiz İsmek meslek edindirme kursunu

    efeyavuz 1 saat önce Son mesaja git
    cins

    Geçmiyor Geçmeyecek

    Sen aslında kendini aşağılıyorsun. ''ben kimim ki bir düşüncem olsun, hayatıma bir şekil vereyim ve dünyayı sahipleneyim'' kafasını yaşıyorsun.

    cins 1 saat önce Son mesaja git
    kuzum_minoush

    Fransa da yasayan var mi?

    Ben Fransa da yasiyorum eger istersen tanisalim

    kuzum_minoush 1 saat önce Son mesaja git
    Bülbül

    Fransa da yasayan var mi?

    Fransada yaşamıyorum ama belki gelecekte nasip olursa planlarım için olabilir.Morbid'in dediği gibi şehrin tadını çıkart.Hoşgeldin alesia.

    Bülbül 1 saat önce Son mesaja git
    Gulensurat

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Gidiyoruz gitmesine , sizde gitmişsinizdir daha iyi bilirsiniz 3 saniye içinde reçeteyi eline verip yolluyorlar.Anlayıp dinlemeden saçma saçme teşhislerle

    Gulensurat 1 saat önce Son mesaja git
    hale46

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Bir üni hastanesinde bir prof ya da doç a gitsene kendi kendine durumu anlamaya çalışmak yerine o teşhisini koysun ona göre yorum yapalım bence şimdi

    hale46 1 saat önce Son mesaja git
    Bülbül

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Mesaj kutun baya dolmuş.Temizlemelisin dostum.

    Bülbül 1 saat önce Son mesaja git
    hale46

    Geçmiyor Geçmeyecek

    Evden çıkıp manisaya ya da bakırköye yatsam belki düzelir ama ben 10 dk lık yere gidemiyorum bu yüzden çaresiz . Kalbim gerçekten dayanmıyorum artık strese

    hale46 2 Saat önce Son mesaja git
    hale46

    OKB'ler lütfen okuyun

    Kendi adıma ben çok fazla dış faktör ve çok fazla travma yaşadım hayatımda . Onları yaşamasaydım hastalığım uyuyacaktı belki bir ömür boyu ama bu mümkün

    hale46 2 Saat önce Son mesaja git
    havfreca

    Geçmiyor Geçmeyecek

    yani çaresiz mi hastalık?

    havfreca 2 Saat önce Son mesaja git
    hale46

    Geçmiyor Geçmeyecek

    Sürekli yatağımdayım . Tv izlemeye çalışarak kafayı yememeye çalışıyorum . Evden çıkamaz durumdayım . Evden çarşı 15 dakika yürüyerek ama ben asla kapıdan

    hale46 2 Saat önce Son mesaja git
    hale46

    araba kazası ve sonrası

    Travma sonrası stres bozukluğu da olabilir zaten bünyende var olan panik atağı bu durum tetiklemişte olabilir . İnş panik atağa bağlı bir fobi geliştirmezsin

    hale46 2 Saat önce Son mesaja git
    efeyavuz

    aynı anda herkesten kazık yiyorum :106:

    En yakın arkadaşım dediklerimden ben de çok kazık yedim.Bir gün oturup düşündüm.Neden hep ben veriyorum? Dost bildiklerimden deneme amaçlı çok basit şeyler

    efeyavuz 2 Saat önce Son mesaja git
    cins

    Aklınızdan geçen ilk cümle ?

    bazen bir takmaad sanıldığının aksine çok iş görebiliyor.

    cins 2 Saat önce Son mesaja git
    cybryl

    Aklınızdan geçen ilk cümle ?

    yalancılıkta pişmişler lif lif ayrılmışlar

    cybryl 3 Saat önce Son mesaja git
    Gulensurat

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Ben onu Risperdal için yazdım Risperdalde şizofreniye veriliyor bazı durumlarda.

    Gulensurat 3 Saat önce Son mesaja git
    cybryl

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    "Gönlün ferah olsun.Benim kullandıgım ılac prospektusunde sizofreni icin yazıyor eczaneye sordum dedi ki sinirlerini gevşetmesi için bu ilacı vermiş.Prospektüse

    cybryl 3 Saat önce Son mesaja git
    Gulensurat

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Depresyon olsa intihar girisimi falan olması gerekir diyebiliyorum , bende yok öyle bişey.. İnşallah mevsimlerdendir ...

    Az kaldı az 1-2

    Gulensurat 3 Saat önce Son mesaja git
    MoRbİd

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Bu aralar arkadaşlarımdan da çok fazla duyduğum sorunları yazmışsın kardeşim. Mevsim dönüşü bahar yorgunluğu olabilir. Ya da depresyon..!! Yani dönem

    MoRbİd 3 Saat önce Son mesaja git
    Gulensurat

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    Abizol falan kullanmadım 2 hafta risperdal kullandım kestim ama çok oldu bırakalı

    Gulensurat 3 Saat önce Son mesaja git
    cybryl

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    abizolü birden kestiysen ondan olmuştur

    cybryl 3 Saat önce Son mesaja git
    Gulensurat

    Anlamadım gitti nedir bu boyle

    1-2 haftadır süren , birden moralım normalken durduk yere moralım bozuluyor sureklı aklımda dusunceler
    Bir kasvet çöküyor üstüme gitmek bilmiyor

    Gulensurat 3 Saat önce Son mesaja git
    mavimtrak

    Umut Veren Şiirler-X

    ALATURKA

    Çık benim şair tabiatım, çık orta yere
    Fakir güzelinden söyle
    Hasret ateşinden çal
    Çal, söyle benim derdimi sevdalı

    mavimtrak 4 Saat önce Son mesaja git
    cins

    Kitapseverlerin Köşesi

    Wilhelm Reich - Dinle Küçük Adam

    ''Küçük adam ise küçük olduğunu farkında değildir ve bunun farkına varmaktan korkar.''

    5 liraya

    cins 4 Saat önce Son mesaja git
    diego ribass

    Okb...

    Kadıköy acıbadem hastanesinde psikiyatra gittim okb ve anksiyete teşhisi koydu.Okb mi anlatıyorum doktora DOKTOR aklına gelince hiçbişey yapma diyor.ama

    diego ribass 4 Saat önce Son mesaja git
    cins

    Alın size reçete...

    zihnin en iyi çalıştığı anlar, dingin anlardır. bedne entegre bir beynin de fiziksel bir yorgunluğa tahammül edebileceğini sanmıyorum, en azından teknik.

    cins 4 Saat önce Son mesaja git
    dindon

    araba kazası ve sonrası

    Araba kullanmam gerek işyerim evime çok uzak daha doğrusu şehrin dışında. Araba gitti umrumda değil 2013 model toyota corollam vardı sağlık olsun

    dindon 4 Saat önce Son mesaja git
    iyimser

    Alın size reçete...

    İltifatın için çok teşekkür ederim dreamer8. sevgiler

    iyimser 4 Saat önce Son mesaja git
    cins

    Geçmişi düşünerek kendini yargılama ,SUÇLULUK

    kızınıza olan sevginiz sorgulanmadı. eğer ufacık bir kuşkunuz olsaydı bu kadar acı çekmezdiniz. yaşadığı olumsuzluklar onu güçlendirmiş. bununla gurur

    cins 4 Saat önce Son mesaja git
  • Psikoloji Portalını Destekleyenler